Posts tagged yönetim bilimi

Gücün Haklılığı mı, Hakkın Gücü mü?

(Meşruiyet, Otorite ve Sürdürülebilir Etki Üzerine Bir Deneme)

Güç karar alır.

Hak o kararın meşruiyetini belirler.

Güç uygulanır.

Hak sınırlar.

Tarih boyunca iki anlayış yan yana yürüdü:

Gücün haklı sayıldığı düzenler.

Ve hakkın, gücü sınırladığı düzenler.

Sürdürülebilir olan, yalnızca ikinci seçeneğin olduğu düzenlerdir.

Güç ile Meşruiyet Aynı Şey Değildir!

Max Weber, otoritenin yalnızca zor kullanma kapasitesinden değil, meşruiyet algısından doğduğunu söyler. İnsanlar korkudan itaat edebilir; ancak meşruiyet gördüklerinde gönüllü uyum gösterirler.

Gücün haklılığı şu varsayıma dayanır:

Kararı ben veriyorum, çünkü yetkim var.

Hakkın gücü ise şu soruyu sorar:

Bu karar adil mi, tutarlı mı, ilkeli mi?

Yetki pozisyona dayanır. Meşruiyet ise algıya, güvene ve normlara dayanır.

Yetki devredilebilir. Meşruiyet inşa edilir.

Adalet Olmadan Performans Sürdürülemez!

Örgütsel davranış literatüründe mevcut “örgütsel adalet” kavramı çalışan bağlılığı, performans ve güven ile güçlü ilişki gösterir. Dağıtımsal, prosedürel ve etkileşimsel adalet algısı zedelendiğinde motivasyon düşer, sessiz geri çekilme başlar.

Gücün haklılığı kısa vadede hızlı sonuç üretir. Karar alınır, uygulanır, itiraz azalır.

Ancak hakkın gücü uzun vadede güven üretir.

Güven üretildiğinde,

    1. İnsanlar fikir beyan eder,
    2. Hata yapmaktan korkmaz,
    3. Kurumu sahiplenir ve
    4. Performans gönüllü katkıya dönüşür.

Özetle, sürdürülebilir performansın zemini korku değil, güvendir.

Güç Sınır İster!

Meşhur özdeyişlerden biri şudur: “Güç yozlaştırma eğilimindedir.”

Bu, bireysel bir ahlak yargısından çok yapısal bir uyarıdır.

Sınırlandırılmayan güç,

    1. Keyfileşir,
    2. Hesap vermez hale gelir,
    3. Eleştiriyi tehdit olarak görür.

Yönetsel sistemlerde var olması gereken denge ve denetim mekanizmaları, hakkın gücünü kurumsallaştırma çabasıdır. Aynı ilke kurumlar için de geçerlidir.

Bir lider için asıl soru şudur: Gücümü hangi ilkeye dayanarak kullanıyorum?

Eğer güç ilkesizse, geçicidir.

Eğer hak ilkesizse, etkisizdir.

Sonuç Odaklılık ve Meşruiyet Gerilimi

Yüksek performans kültürlerinde sık görülen bir yaklaşım vardır:

“Sonuç varsa yöntem sorgulanmaz.”

Bu, gücün haklılığına kapı aralar.

Oysa yöntemler meşruiyeti belirler.

Adalet ihlali, kısa vadeli başarıyı uzun vadeli güven kaybına dönüştürebilir.

Psikolojik güvenlik çalışmaları, insanların ancak adil ve güvenli bir ortamda gerçek katkı sunduğunu gösteriyor. Güç baskı kurabilir; fakat yenilik, ancak güven ortamında ortaya çıkar.

Bu nedenle hakkın gücü, performansın düşmanı değil; teminatıdır.

Gücün Haklılığı Neden Caziptir?

Çünkü nettir.

Hiyerarşiktir.

Belirsizlikte hızlıdır.

Kriz anlarında güçlü olanın karar vermesi rahatlatıcıdır.

Ancak sorgu ortadan kalktığında öğrenme de ortadan kalkar.

Olgun liderlik, itirazı bastırmaz; davet eder. Çünkü itiraz, bir yandan da meşruiyet testidir.

Bu çerçevede yöneticiler,

    1. Gücün haklılığına değil, hakkın gücüne inanmalıdır,
    2. Yetkisini kullanmalı ama keyfiyete kaçmamalıdır,
    3. Karar almalı ama gerekçesiz yapmamalıdır,
    4. Performans istemeli ama adaleti zedelememelidir ve
    5. Sonuç üretmeli ama insan kaynağını tüketmemelidir.

Hak yalnızca etik bir tercih değildir. Stratejik bir zorunluluktur.

Kalıcı Olan Güç Değil, İtibardır!

Güç el değiştirebilir.

Unvan geri alınabilir.

Pozisyon değişebilir.

Ama adalet algısı kurumsal hafızada kalır.

Asıl soru şudur:

Karar alırken gücümün arkasına mı saklanıyorum, yoksa kararımı hak üzerinden mi temellendiriyorum?

En güçlü sistemler, güçlü kişilere değil; güçlü ilkelere dayanır.

Hakkın gücü, gücün sınırıdır.

Ve sınır, sürdürülebilirliğin başlangıcıdır.

Bir sonraki buluşmamıza kadar, kalın sağlıcakla…

Kaynakça

    1. Colquitt, J. A. (2001). On the dimensionality of organizational justice. Journal of Applied Psychology, 86(3), 386–400.
    2. Edmondson, A. C. (2018). The Fearless Organization. Wiley.
    3. Greenberg, J. (1987). A taxonomy of organizational justice theories. Academy of Management Review, 12(1), 9–22.
    4. Rawls, J. (1971). A Theory of Justice. Harvard University Press.
    5. Weber, M. (1922). Economy and Society.

En Çok Güvendiğiniz Çalışanı Tüketiyor Olabilirsiniz!

(Rol Genişlemesi, Duygusal Emek ve Tükenmişlik Üzerine Bir Deneme)

Her ekipte mutlaka bir kişi vardır.

Zor iş mi çıktı?

“Ona verelim, halleder” dediğiniz…

Kriz mi var?

“O konuşsun” dediğiniz…

Stratejik proje mi başlıyor?

“En güvenilir isim” dediğiniz…

Bu tercih rasyonel görünür. Çünkü yetkinlik, güven ve geçmiş performans üzerinden karar verilir. Ancak örgütsel davranış literatürü, yüksek performanslı çalışanların sistematik olarak aşırı yüklenmeye daha açık olduğunu göstermektedir.

Burada sorun performansın kendisi değildir, nasıl yönetildiğidir.

Rol Genişlemesi ve Aşırı Yük

Yüksek performanslı çalışanların en büyük riski başarısızlık değildir. Aşırı güvenilmektir. Çünkü güven arttıkça görev artar. Görev arttıkça rol genişler. Rol genişledikçe de görünmeyen mesai başlar. Bir süre sonra performans bir ödül olmaktan çıkar, cezaya dönüşür. Örgütsel psikolojide buna iş taşması denir. Rol tanımı sessizce genişler. Kişi “hayır” demediği için sistem yüklemeye devam eder.

Bir başka deyişle, rol kuramına göre çalışanların performansı -yalnızca yetkinlikleriyle değil,- rolün açıklığı ve sınırlarıyla da ilişkilidir. Rol belirsizliği ve aşırı rol yükü, uzun vadede iş tatminini düşüren ve tükenmişliği arttıran faktörler arasında yer almaktadır.

Yüksek düzeyde güvenilir çalışanlara genellikle:

    1. Resmi görev tanımlarının ötesinde sorumluluklar verilir,
    2. Kriz anlarında tampon rolü yüklenir,
    3. Koordinasyon ve arabuluculuk gibi görünmeyen işler devredilir.

Bu süreç çoğu zaman resmi performans sistemlerine yansımaz. Ancak iş yükü fiilen artar. Böylece performans, ödüllendirilen bir çıktı olmaktan uzaklaşır; yeni yüklerin gerekçesine dönüşür.

Duygusal Emek ve Psikolojik Maliyet

İlk olarak Hochschild tarafından geliştirilen duygusal emek kavramı, iş veya ilişki beklentilerini karşılamak için kişinin kendi duygularını ve başkalarının duygularını yönetme eylemi olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda, çalışanlar yalnızca fiziksel ve bilişsel değil, aynı zamanda duygusal düzenleme emeği de harcarlar.

Yüksek performanslı çalışanlar sıklıkla:

    1. Çatışma yönetir,
    2. Ekip içi gerilimi azaltır,
    3. Yöneticilerle ekip arasında köprü kurar.

Bu faaliyetler performans göstergelerine nadiren yazılır; ancak ciddi psikolojik enerji gerektirir. Uzun süreli yüksek talep ve sınırlı kontrol hissi ise tükenmişliğin temel belirleyicilerindendir.

Daha önce de yazdığım gibi, Maslach’ın tükenmişlik modeli üç boyut tanımlar: duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve azalan kişisel başarı algısı. Araştırmalar, kronik iş taleplerinin özellikle duygusal tükenmeyle güçlü biçimde ilişkili olduğunu göstermektedir.

Yüksek performanslı çalışanlar başlangıçta yüksek öz-yeterlik algısına sahiptir. Ancak sistematik aşırı yüklenme bu algıyı zamanla aşındırır.

Psikolojik Güvenlik ve “Hayır” Diyememe

Edmondson’un psikolojik güvenlik üzerine çalışmaları, ekip performansı için açık iletişimin ve hata yapma özgürlüğünün kritik olduğunu ortaya koymuştur.

Ancak burada bir paradoks ortaya çıkar:

Yüksek performanslı çalışanlar, güvenilirliklerini koruma isteğiyle “hayır” deme konusunda daha temkinli davranabilir. Yönetici yeni bir görev verir, ast kabul eder ve sistem bunu kapasite olarak yorumlar.

Oysa bu durum çoğu zaman dayanıklılıktan değil, yüksek sorumluluk duygusundan kaynaklanır.

Sürdürülebilir Performans Perspektifi

Stratejik yönetim literatürü sürdürülebilirliği, kaynakları tüketmeden değer üretme kapasitesi olarak tanımlar. O halde, insan kaynağı da tüketilmeden değer üretmesi gereken kritik bir stratejik kaynaktır.

Kısa vadede aynı yüksek performanslı çalışana tekrar tekrar kritik görev vermek verimlilik sağlar. Ancak uzun vadede bu yaklaşım kapasite aşınmasına yol açabilir. Bu durum literatürde zaman zaman “high performer penalty” olarak anılır: Yüksek performans, daha fazla iş yükü anlamına gelir.

Gerçek performans yönetimi yalnızca düşük performansı düzeltmek değildir, yüksek performansı da korumaktır.

Sessiz Tükenmişlik ve Beklenmeyen Ayrılıklar

Yüksek performanslı çalışanlar çoğunlukla:

    1. En az şikâyet eden,
    2. En fazla sorumluluk alan,
    3. En son problem çıkaran kişilerdir.

Bu nedenle ayrıldıklarında şaşkınlık yaratırlar. Oysa tükenmişlik ani değil, birikimlidir. Karar anı görünürde ani olabilir; fakat süreç uzun süredir devam etmektedir.

Sonuç

Güven değerlidir. Ancak ölçüsüz güven yük üretir.

Yöneticiler için kritik sorular şunlardır:

    1. Aynı kişiye kaç kritik ve acil görev veriyorum?
    2. Bu kişiye güveniyorum, peki onu koruyor muyum?
    3. Yetkin olduğu için mi veriyorum, yoksa en az itiraz edeceği için mi?
    4. Bu kişinin görünmeyen koordinasyon ve duygusal emeği ne kadar?
    5. Yük dağılımını sistematik olarak analiz ediyor muyum?
    6. Yüksek performanslı çalışanlar için koruyucu bir stratejim var mı?

Sürdürülebilir performans, yalnızca sonuç üretmek değil; kapasiteyi korumaktır.

Stratejik liderler, yükü dağıtabilen, yeteneği ezmeden kullanabilen, en güçlü halkaları kırmadan sistemi büyütebilenlerden çıkar.

Belki de asıl soru şudur:

En çok güvendiğiniz çalışanı gerçekten geliştiriyor musunuz, yoksa onun dayanıklılığına mı yaslanıyorsunuz?

Eğer yüksek performanslı çalışanları sistemin birer sigortası olarak kullanıyorsak, sigortaların, en gerekli oldukları anda yandıklarını, yanmasalar bile attıklarını unutmamamız gerekir!

Kaynakça

    1. Edmondson, A. C. (2018). The fearless organization: Creating psychological safety in the workplace for learning, innovation, and growth. Wiley.
    2. Hochschild, A. R. (2012). The managed heart: Commercialization of human feeling. University of California Press.
    3. Kahn, R. L., Wolfe, D. M., Quinn, R. P., Snoek, J. D., & Rosenthal, R. A. (1964). Organizational stress: Studies in role conflict and ambiguity. Wiley.
    4. Maslach, C., Leiter, M. P. – Burnout & organizational stress literature.
Go to Top