Türk İş Yaşamı: Sorun Çalışanlarda mı? Yoksa, Zihniyette mi?
Ülkemizde iş yaşamı üzerine konuşurken genellikle kolay olanı tercih ediyoruz:
“Gençler çalışmıyor.”
“Sadakat kalmadı.”
“Yeni nesil zor.”
Peki neden kolay olanı seçiyoruz, hiç düşündük mü? Bana kalsa kolaydır, çünkü aynaya bakmayı gerektirmez.
Oysa gerçek sorun, ne kuşaklardadır ne de çalışan profilinde. Sorun, yıllardır değişmeyen zihniyetlerdedir.
Bugün birçok kurumda liyakat ile biat yer değiştirmiştir. Yönetici olmak, insan ve sistem yönetmekten çok; kontrol etmek, baskı kurmak ve “üstünlük” sergilemek anlamına gelmektedir. Strateji belgeleri vardır ama stratejik akıl yoktur. Planlar yapılır ama bir telefonla çöpe atılır.
Veri konuşmaz; hasbelkader konuşturulursa da kimse dinlemez. Sezgi yüceltilir, bilim küçümsenir. Akademik bilgi “fazla teorik” bulunur; ama aynı kurumlar yıllardır aynı hataları yapmaya devam eder.
İnsan Kaynakları departmanları, insanı geliştiren değil; bordro düzenleyen birimler hâline gelir. Performans sistemleri vardır ama performans konuşulmaz. Terfiler şeffaf değildir; ücretler adil değildir; geri bildirim ise çoğu zaman azarlamanın kibar adıdır.
Uzun saatler çalışmak, verimsizliğin üzerini örten bir erdem gibi sunulur. Tatilde çalışmak sadakat göstergesi sayılır. İş tanımları belirsizdir çünkü belirsizlik, yöneticinin alanını genişletir.
En ironik olan şudur:
- İnovasyon istenir ama hata affedilmez.
- Yaratıcılık beklenir ama itaat zorunludur.
- Genç yetenek aranır ama gençlik tehdit olarak görülür.
Sonra da nitelikli insanlar gider. Kalanlara ise “neden kimse bağlı değil?” diye sorulur.
Bu bir çalışan problemi değildir.
Bu bir yönetim, kültür ve zihniyet problemidir.
Bilimi küçümseyen, veriyi dışlayan, insanı yalnızca maliyet kalemi olarak gören hiçbir yapının sürdürülebilirliği yoktur. Ne rekabet üstünlüğü yaratır, ne sadakat üretir, ne de gelecek inşa eder. Oysa,
Kurumsallık; sloganlarla değil, karar alma biçimiyle olur.
Liderlik; korkutarak değil, güven inşa ederek yapılır.
Sadakat; baskıyla değil, adaletle kazanılır.
Bu yazdıklarım rahatsız edici olabilir ama gerçekler genelde rahatsız eder. Rahatsızlık duymaya devam etmek isterseniz, gerek akademide gerekse sahada harcadığım bunca yılın ardından Türk iş dünyasında gördüğüm çarpıklıklara ilişkin kısa bir liste vereyim:
- Liyakat vs. Biat
- Yönetici vs. Patron Bozuntusu
- Strateji vs. Günlük Ruh Hali
- Kurumsallık vs. “Ben Böyle Uygun Gördüm.”
- Performans vs. Görünürlük
- Üretkenlik vs. Mesaiye Kalma
- Akıl vs. Ego
- Veri vs. Sezgi + Dedikodu
- Yetkinlik vs. Kıdem Fetişizmi
- Eğitim vs. “Zaten Biz Bunu Biliyoruz.”
- İnsan Kaynakları vs. Bordro Muhasebesi
- Geri Bildirim vs. Azarlama
- Liderlik vs. Korku Salma
- Takım Çalışması vs. Bireysel Güç Savaşı
- İş Tanımı vs. “Sen Halledersin Yaklaşımı”
- Etik vs. İlişki Ağı
- Hukuk vs. Tanıdık
- Şeffaflık vs. Kulis
- İnovasyon vs. Hatasızlık Takıntısı
- Genç Yetenek vs. Tehdit Algısı
- Sadakat vs. Profesyonellik
- Akademik Bilgi vs. “Teori Bunlar…”
- Danışmanlık vs. Boşa Para
- Kurumsal Hafıza vs. Kişiye Bağımlılık
- Motivasyon vs. Mobbing
- Aidiyet vs. Mecburiyet
- İşveren Markası vs. LinkedIn Vitrin Çalışması
- Verimlilik vs. Kontrol Manyaklığı
- Değer Yaratma vs. Günü Kurtarma
- Gelecek vs. Korku
- Kalmak İsteyenler vs. Gitmek Zorunda Kalanlar
Sayfayı PDF olarak kaydet








