Posts tagged çalışan bağlılığı

Yüksek Performanslı Çalışanlar Neden “Hayır” Diyemez?

(Psikolojik Güvenlik, Rol Baskısı ve Kimlik İnşası Üzerine Bir Deneme)

Geçen yazımdan hatırlayacaksınız, her ekipte mutlaka bir kişi vardır.

Yeni bir proje mi çıktı?

“O zaten yapar” dediğiniz…

Kriz mi var?

“Ona söyleyelim, çözüm üretir” dediğiniz…

Ekstra bir sorumluluk mu doğdu?

“O itiraz etmez” dediğiniz…

Bu durum ilk bakışta bir güven göstergesidir. Yetkinliğe dayalı rasyonel bir tercihtir. Ancak örgütsel davranış literatürü, yüksek performanslı çalışanların yalnızca daha fazla iş almadığını; aynı zamanda “hayır” deme konusunda da daha fazla zorlandığını göstermektedir.

Burada mesele kapasiteden çok psikolojik ve yapısal dinamiklerdir.

Rol Beklentisi ve Kimlik Tuzağı

Rol kuramına göre, çalışanların davranışları yalnızca resmi görev tanımlarıyla değil, çevrenin onlardan ne beklediğiyle de şekillenir. Yüksek performanslı çalışanlar, zamanla “çözüm üretici”, “yük taşıyıcı” kimlikleriyle de anılmaya başlanır.

Buna karşın bu kimlik pekiştikçe görünmeyen bir baskı oluşturur:

    1. “Ben yapmazsam kim yapacak?”
    2. “Hayır dersem güven zedelenir mi?”
    3. “Benden beklenen bu değil mi?”

Bu noktada kişi yalnızca görevi değil, kendi profesyonel kimliğini de korumaya çalışır. Hayır demek, yalnızca bir iş reddetmek değil; inşa edilmiş bir imajı riske atmak anlamına da gelebilir.

Psikolojik Güvenlik Paradoksu

Psikolojik güvenlik çalışmaları, ekiplerde açık iletişimin performansı artırdığını göstermektedir. Ancak burada dikkat çekici bir paradoks vardır:

Yüksek performanslı çalışanlar genellikle en güvenilir görülenlerdir; fakat aynı kişiler “hayır” deme konusunda da en temkinli olanlar olabilir.

Çünkü,

    1. Güvenilirliklerini sürdürmek isterler,
    2. Yüksek standartlarını korumak beklentisi içerisindedirler ve
    3. “Zor durumda bırakmayan kişi” imajını kaybetmek istemezler.

Bu anlamda, yönetici yeni bir görev verdiğinde kabul edilir. Sistem bunu kapasite olarak yorumlar. Oysa çoğu zaman bu kabul, psikolojik güvenliğin değil, yüksek sorumluluk bilincinin ürünüdür.

Duygusal Emek ve Onay İhtiyacı

Duygusal emek kavramı, bireyin iş bağlamında kendi duygularını düzenlemesini ifade eder. Yüksek performanslı çalışanlar yalnızca iş üretmez; aynı zamanda:

    1. İlişki yönetir,
    2. Çatışma dengeler ve
    3. Üst yönetim ile ekip arasında tampon görevi görürler.

Bu kişiler sıklıkla yüksek başarı motivasyonuna ve dış onay duyarlılığına sahiptir. “Hayır” demek, yalnızca iş yükünü azaltmak değil; aynı zamanda kabul görme ihtimalini de riske atmaktır. Özellikle başarı odaklı kültürlerde, sürekli katkı sağlamak bir norm haline gelir. Norm güçlendikçe sınır koymak zorlaşır.

Öz-Yeterlik ve Aşırı Sorumluluk

Bandura’nın öz-yeterlik kuramı, bireyin bir görevi başarabileceğine dair inancının performansı etkilediğini ortaya koyar. Yüksek performanslı çalışanlar genellikle yüksek öz-yeterliğe sahiptir. Ancak yüksek öz-yeterlik, şu yan etkiyi doğurabilir:

“Yapabiliyorsam, yapmalıyım.”

Bu inanç zamanla içsel bir zorunluluğa dönüşür.
Hayır dememek
, gönüllülükten çok, içselleştirilmiş bir sorumluluk halini alır.

Yüksek Performans ve Sosyal Ceza

Örgütlerde örtük bir dinamik daha vardır: Yüksek performans görünürdür. Bu görünürlük yeni talepleri beraberinde getirir. Literatürde zaman zaman “high performer penalty” olarak anılan bu durum, yüksek performansın daha fazla iş yükü ve beklentiye dönüşmesini ifade eder. İtiraz etmeyen yüksek performanslı çalışan, sistem tarafından “esnek kapasite” olarak algılanır. Oysa bu kapasite sonsuz değildir.

Sessiz Birikim

Yüksek performanslı çalışanlar genellikle,

    1. En az şikâyet eden,
    2. En çok sahiplenen ve
    3. En geç vazgeçen kişilerdir.

Bu nedenle “hayır” dememe davranışı uzun süre görünmez kalır. Ancak tükenmişlik birikimlidir.

Tükenmişlik modeli, özellikle duygusal tükenmenin kronik iş talepleriyle güçlü biçimde ilişkili olduğunu gösterir. Sürekli kabul edilen görevler, görünmeyen bir enerji tüketimine yol açar.

Bir gün “hayır” gelmez.

İstifa gelir.

Sürdürülebilir Performans Perspektifi

Stratejik yönetim literatürü sürdürülebilirliği, kaynakları tüketmeden değer üretme kapasitesi olarak tanımlar. İnsan kaynağı da bu bağlamda korunması gereken stratejik bir kaynaktır.

Yüksek performanslı çalışanların “hayır” diyememesi bireysel bir zayıflık değil; çoğu zaman kültürel ve yapısal bir sonuçtur.

Gerçek performans yönetimi yalnızca düşük performansı düzeltmek değildir. Yüksek performanslı çalışanlara sınır koyma alanı açmaktır.

O zaman yöneticiler, şu kritik soruları her daim kendilerine sormalıdırlar:

    1. Aynı kişiye kaç kritik görev gidiyor?
    2. “Yapar” dediğim kişi gerçekten kapasiteye mi sahip, yoksa yalnızca itiraz etmiyor mu?
    3. Bu kişinin görünmeyen duygusal emeğini hesaba katıyor muyum?
    4. Ekibimde “hayır” demek güven kaybı mı, yoksa sağlıklı sınır mı?

Sonuç

Yüksek performanslı çalışanlar çoğu zaman sistemi taşıyan görünmez kolonlardır. Ancak hiçbir kolon sınırsız yük taşıyamaz. Belki de asıl soru şudur:

Yüksek performanslı çalışanlar gerçekten kapasite fazlası mı, yoksa “hayır” diyemeyecek kadar sorumluluk yüklü mü?

Sürdürülebilir liderlik, yalnızca işi dağıtmak değil; “hayır” demenin kariyer riski olmadığı bir iklim yaratmaktır.

Bir sonraki yazımda, yüksek performanslı çalışanlara yön gösterecek birtakım ipuçları paylaşacağım.

Kaynakça

    1. Bandura, A. (1997). Self-efficacy: The exercise of control. Freeman.
    2. Edmondson, A. C. (2018). The fearless organization: Creating psychological safety in the workplace for learning, innovation, and growth. Wiley.
    3. Hochschild, A. R. (2012). The managed heart: Commercialization of human feeling. University of California Press.
    4. Kahn, R. L., Wolfe, D. M., Quinn, R. P., Snoek, J. D., & Rosenthal, R. A. (1964). Organizational stress: Studies in role conflict and ambiguity. Wiley.
    5. Maslach, C., & Leiter, M. P. (2016). Burnout in the workplace: A psychological perspective.

En Çok Güvendiğiniz Çalışanı Tüketiyor Olabilirsiniz!

(Rol Genişlemesi, Duygusal Emek ve Tükenmişlik Üzerine Bir Deneme)

Her ekipte mutlaka bir kişi vardır.

Zor iş mi çıktı?

“Ona verelim, halleder” dediğiniz…

Kriz mi var?

“O konuşsun” dediğiniz…

Stratejik proje mi başlıyor?

“En güvenilir isim” dediğiniz…

Bu tercih rasyonel görünür. Çünkü yetkinlik, güven ve geçmiş performans üzerinden karar verilir. Ancak örgütsel davranış literatürü, yüksek performanslı çalışanların sistematik olarak aşırı yüklenmeye daha açık olduğunu göstermektedir.

Burada sorun performansın kendisi değildir, nasıl yönetildiğidir.

Rol Genişlemesi ve Aşırı Yük

Yüksek performanslı çalışanların en büyük riski başarısızlık değildir. Aşırı güvenilmektir. Çünkü güven arttıkça görev artar. Görev arttıkça rol genişler. Rol genişledikçe de görünmeyen mesai başlar. Bir süre sonra performans bir ödül olmaktan çıkar, cezaya dönüşür. Örgütsel psikolojide buna iş taşması denir. Rol tanımı sessizce genişler. Kişi “hayır” demediği için sistem yüklemeye devam eder.

Bir başka deyişle, rol kuramına göre çalışanların performansı -yalnızca yetkinlikleriyle değil,- rolün açıklığı ve sınırlarıyla da ilişkilidir. Rol belirsizliği ve aşırı rol yükü, uzun vadede iş tatminini düşüren ve tükenmişliği arttıran faktörler arasında yer almaktadır.

Yüksek düzeyde güvenilir çalışanlara genellikle:

    1. Resmi görev tanımlarının ötesinde sorumluluklar verilir,
    2. Kriz anlarında tampon rolü yüklenir,
    3. Koordinasyon ve arabuluculuk gibi görünmeyen işler devredilir.

Bu süreç çoğu zaman resmi performans sistemlerine yansımaz. Ancak iş yükü fiilen artar. Böylece performans, ödüllendirilen bir çıktı olmaktan uzaklaşır; yeni yüklerin gerekçesine dönüşür.

Duygusal Emek ve Psikolojik Maliyet

İlk olarak Hochschild tarafından geliştirilen duygusal emek kavramı, iş veya ilişki beklentilerini karşılamak için kişinin kendi duygularını ve başkalarının duygularını yönetme eylemi olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda, çalışanlar yalnızca fiziksel ve bilişsel değil, aynı zamanda duygusal düzenleme emeği de harcarlar.

Yüksek performanslı çalışanlar sıklıkla:

    1. Çatışma yönetir,
    2. Ekip içi gerilimi azaltır,
    3. Yöneticilerle ekip arasında köprü kurar.

Bu faaliyetler performans göstergelerine nadiren yazılır; ancak ciddi psikolojik enerji gerektirir. Uzun süreli yüksek talep ve sınırlı kontrol hissi ise tükenmişliğin temel belirleyicilerindendir.

Daha önce de yazdığım gibi, Maslach’ın tükenmişlik modeli üç boyut tanımlar: duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve azalan kişisel başarı algısı. Araştırmalar, kronik iş taleplerinin özellikle duygusal tükenmeyle güçlü biçimde ilişkili olduğunu göstermektedir.

Yüksek performanslı çalışanlar başlangıçta yüksek öz-yeterlik algısına sahiptir. Ancak sistematik aşırı yüklenme bu algıyı zamanla aşındırır.

Psikolojik Güvenlik ve “Hayır” Diyememe

Edmondson’un psikolojik güvenlik üzerine çalışmaları, ekip performansı için açık iletişimin ve hata yapma özgürlüğünün kritik olduğunu ortaya koymuştur.

Ancak burada bir paradoks ortaya çıkar:

Yüksek performanslı çalışanlar, güvenilirliklerini koruma isteğiyle “hayır” deme konusunda daha temkinli davranabilir. Yönetici yeni bir görev verir, ast kabul eder ve sistem bunu kapasite olarak yorumlar.

Oysa bu durum çoğu zaman dayanıklılıktan değil, yüksek sorumluluk duygusundan kaynaklanır.

Sürdürülebilir Performans Perspektifi

Stratejik yönetim literatürü sürdürülebilirliği, kaynakları tüketmeden değer üretme kapasitesi olarak tanımlar. O halde, insan kaynağı da tüketilmeden değer üretmesi gereken kritik bir stratejik kaynaktır.

Kısa vadede aynı yüksek performanslı çalışana tekrar tekrar kritik görev vermek verimlilik sağlar. Ancak uzun vadede bu yaklaşım kapasite aşınmasına yol açabilir. Bu durum literatürde zaman zaman “high performer penalty” olarak anılır: Yüksek performans, daha fazla iş yükü anlamına gelir.

Gerçek performans yönetimi yalnızca düşük performansı düzeltmek değildir, yüksek performansı da korumaktır.

Sessiz Tükenmişlik ve Beklenmeyen Ayrılıklar

Yüksek performanslı çalışanlar çoğunlukla:

    1. En az şikâyet eden,
    2. En fazla sorumluluk alan,
    3. En son problem çıkaran kişilerdir.

Bu nedenle ayrıldıklarında şaşkınlık yaratırlar. Oysa tükenmişlik ani değil, birikimlidir. Karar anı görünürde ani olabilir; fakat süreç uzun süredir devam etmektedir.

Sonuç

Güven değerlidir. Ancak ölçüsüz güven yük üretir.

Yöneticiler için kritik sorular şunlardır:

    1. Aynı kişiye kaç kritik ve acil görev veriyorum?
    2. Bu kişiye güveniyorum, peki onu koruyor muyum?
    3. Yetkin olduğu için mi veriyorum, yoksa en az itiraz edeceği için mi?
    4. Bu kişinin görünmeyen koordinasyon ve duygusal emeği ne kadar?
    5. Yük dağılımını sistematik olarak analiz ediyor muyum?
    6. Yüksek performanslı çalışanlar için koruyucu bir stratejim var mı?

Sürdürülebilir performans, yalnızca sonuç üretmek değil; kapasiteyi korumaktır.

Stratejik liderler, yükü dağıtabilen, yeteneği ezmeden kullanabilen, en güçlü halkaları kırmadan sistemi büyütebilenlerden çıkar.

Belki de asıl soru şudur:

En çok güvendiğiniz çalışanı gerçekten geliştiriyor musunuz, yoksa onun dayanıklılığına mı yaslanıyorsunuz?

Eğer yüksek performanslı çalışanları sistemin birer sigortası olarak kullanıyorsak, sigortaların, en gerekli oldukları anda yandıklarını, yanmasalar bile attıklarını unutmamamız gerekir!

Kaynakça

    1. Edmondson, A. C. (2018). The fearless organization: Creating psychological safety in the workplace for learning, innovation, and growth. Wiley.
    2. Hochschild, A. R. (2012). The managed heart: Commercialization of human feeling. University of California Press.
    3. Kahn, R. L., Wolfe, D. M., Quinn, R. P., Snoek, J. D., & Rosenthal, R. A. (1964). Organizational stress: Studies in role conflict and ambiguity. Wiley.
    4. Maslach, C., Leiter, M. P. – Burnout & organizational stress literature.
Go to Top