Site icon Dr. Gültekin Altuntaş

Yapay Zekâ Bizi Aptallaştırıyor Mu?

Man wearing a neural interface device connected to AI brain activity monitoring equipment

A man undergoing brain-computer interface testing in a high-tech lab

(Yapay Zekâ Üzerine Düşünceler)

Son aylarda yapay zekâ hakkında birbirine tamamen zıt iki görüşle sıkça karşılaşıyorum.

Bir grup, üretken yapay zekânın insanı tembelleştirdiğini söylüyor.

Diğer grup ise tam tersine, tarihte görülmemiş bir verimlilik artışı sağlayacağını savunuyor.

LinkedIn’de, akademik toplantılarda ve hatta öğrencilerimle yaptığım sohbetlerde bile aynı tartışma dönüp dolaşıp karşıma çıkıyor.

Biz de bunu fırsat bilip değerli meslektaşım Doç. Dr. Nil Selenay Erden ile bu sorunun peşine düştük. Yakın bir zamanda yayınlanacağını düşündüğümüz çalışmamızı, özet halinde ve örneklerle birlikte sizinle tartışmaya açalım istiyoruz.

“Yapay zekâ bizi aptallaştırıyor mu?”

Bizce bu soru eksik.

Çünkü teknoloji tarihinde neredeyse her büyük yenilikte aynı korkuyu yaşadık.

Hesap makinesi ilk çıktığında artık matematik öğrenemeyeceğimiz ileri sürüldü.

İnternet yaygınlaştığında hafızamızın zayıflayacağı iddia edildi.

Bugün ise aynı tartışmayı ChatGPT ve diğer üretken yapay zekâ sistemleri üzerinden yapıyoruz.

Fakat bize göre sorulması gereken soru,

Yapay zekâ bizi daha akıllı mı yapıyor, daha tembel mi?

sorusu değil. Üzerine odaklanılması gereken asıl şey başka:

Yapay zekâ beynimizin çalışma biçimini nasıl değiştiriyor?

İşte kısa süre önce kabul edilen ve yakın gelecekte yayınlanacak olan kitap bölümümüzde bunu özetlemeye çalıştık.

Yapay zekânın öğrenme, eleştirel düşünme, bilişsel yük, üstbiliş, bilişsel dışsallaştırma (cognitive offloading) ve Genişletilmiş Zihin Kuramı (Extended Mind Theory) üzerindeki etkilerini inceleyen onlarca bilimsel çalışmayı birlikte değerlendirdik.

Ortaya çıkan ortak sonuç ise oldukça dikkat çekiciydi:

Yapay zekâ bilişi ortadan kaldırmıyor.

Bilişi yeniden dağıtıyor.

Bir başka deyişle, beynimiz düşünmeyi bırakmıyor.

Yalnızca hangi işleri kendisinin yapacağına, hangilerini teknolojiye devredeceğine yeniden karar veriyor.

Aslında bunu ilk kez yaşamıyoruz.

Telefon rehberlerinin yerini akıllı telefonlar aldığında da benzer bir dönüşüm yaşandı.

Eskiden onlarca telefon numarasını ezbere biliyorduk.

Bugün ise çoğumuz kendi çocuklarımızın telefon numarasını bile ezbere söylemekte zorlanıyoruz.

Bunun nedeni hafızamızın zayıflaması değil.

Hafızamızın görev paylaşımını değiştirmesi.

İşte tam bu noktada Andy Clark ve David Chalmers’ın 1998 yılında ortaya koyduğu Genişletilmiş Zihin Kuramı (Extended Mind Theory) yeniden önem kazanıyor.

Bu yaklaşıma göre zihnimiz yalnızca kafatasımızın içinde değildir.

Not defterimiz…

Ajandamız…

Akıllı telefonumuz…

Ve artık üretken yapay zekâ araçları da düşünme sistemimizin bir parçası hâline gelebilir.

Google Bize Bunu Yıllar Önce Öğretmişti!

Yapay zekâ ile yaşadığımız dönüşüm aslında tamamen yeni değil.

2011 yılında Betsy Sparrow ve çalışma arkadaşları tarafından Science dergisinde yayımlanan araştırma, internet çağının hafızamız üzerindeki etkisini ortaya koymuştu.

Araştırmanın sonucuna göre insanlar bilgiye ulaşabileceklerini bildiklerinde, bilginin kendisini ezberlemek yerine nerede bulunduğunu hatırlamayı tercih ediyorlardı.

Bu durum literatürde daha sonra Google Etkisi (Google Effect) olarak adlandırıldı.

Artık bilgiyi değil, bilgiye giden yolu hatırlıyorduk.

Bugün ise benzer bir dönüşüm üretken yapay zekâ araçlarıyla yaşanıyor.

Eskiden Google’a soruyorduk.

Şimdi ChatGPT’ye ya da benzeri bir platforma soruyoruz.

Ancak burada önemli bir fark var.

Google bize bilgi sunuyordu.

Üretken yapay zekâ ise çoğu zaman bilgiyi işleyerek yorumluyor, özetliyor ve hatta yeni içerikler oluşturuyor.

Dolayısıyla artık yalnızca hafızamızı değil, düşünme süreçlerimizin bir bölümünü de teknolojiye devretmeye başlıyoruz.

Bilişsel Dışsallaştırma: Zihinsel Tembellik mi, Akıllı Bir Strateji mi?

Literatürde bu durum bilişsel dışsallaştırma (cognitive offloading) olarak tanımlanıyor.

En basit ifadeyle, beynimizin yapabileceği bazı görevleri dış araçlara devretmesi anlamına geliyor.

Takvim uygulamalarını kullanmamız…

Telefon numaralarını cep telefonuna kaydetmemiz…

Navigasyon olmadan yol bulamıyor olmamız…

Bunların tamamı bilişsel dışsallaştırmanın günlük hayattaki örnekleri.

Peki bu kötü bir şey mi?

Hayır.

Aksine, doğru kullanıldığında beynimizin sınırlı bilişsel kaynaklarını daha karmaşık problemlere ayırmasını sağlayabiliyor.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik bir denge var:

Eğer teknoloji düşünmeyi destekliyorsa öğrenmeyi güçlendirir.

Eğer düşünmenin yerini alıyorsa öğrenmeyi zayıflatabilir.

Araştırmamız süresince ulaştığımız en önemli sonuçlardan biri de buydu.

Yapay zekâ tek başına ne faydalıdır ne de zararlıdır.

Belirleyici olan, onu nasıl kullandığımızdır.

🌍Peki Microsoft Ne Yaptı?

Bu dönüşüm yalnızca akademisyenlerin dikkatini çekmiş değil.

Microsoft’un üretken yapay zekâ kullanan bilgi çalışanları üzerine yürüttüğü araştırmalar da benzer bir tablo ortaya koyuyor.

Çalışanlar yapay zekâ sayesinde rutin görevleri daha hızlı tamamlıyor.

Böylece analiz, karar verme ve yaratıcılık gerektiren işlere daha fazla zaman ayırabiliyorlar.

Ancak aynı araştırmalar önemli bir riske de işaret ediyor.

Yapay zekânın ürettiği akıcı ve ikna edici cevaplar, kullanıcıların bu cevapları yeterince sorgulamadan kabul etmesine neden olabiliyor. En özet haliyle,

Akıcı görünen her cevap doğru değildir.

Eleştirel düşünme, yapay zekâ çağında her zamankinden daha değerlidir.

🇹🇷Türkiye’den Bir Örnek: Üniversite Sıralarında Başlayan Dönüşüm

Bu dönüşümü görmek için çok uzağa gitmeye de gerek yok.

Son iki üç yılda derslerimde dikkatimi çeken önemli bir değişim var.

Öğrenciler artık bilgiye ulaşmakta hiç zorlanmıyor.

Zorlandıkları konu ise o bilgiyi yorumlamak.

Bir ödev verdiğimde, yapay zekâ destekli oldukça düzgün metinler geliyor.

Ancak aynı öğrencilerle sınıfta tartışmaya başladığımızda bazılarının kendi yazdıkları metni bile yeterince savunamadıklarını görüyorum.

Bu durumun nedeni yapay zekâ değil.

Yapay zekâyı nasıl kullandığımız.

Bilgiyi üretmek ile bilgiyi sahiplenmek aynı şey değildir.

Aslında bu durum yalnızca öğrenciler için geçerli değil.

Bugün birçok çalışan da raporlarını, sunumlarını ve e-postalarını üretken yapay zekâ araçlarıyla hazırlıyor.

Ancak önemli olan metni kimin yazdığı değil;

o metindeki fikri gerçekten kimin ürettiğidir.

🔬O Hâlde Bilim Ne Söylüyor?

İncelediğimiz çalışmaların büyük bölümü aynı noktada birleşiyor.

Yapay zekâ öğrenmenin alternatifi değildir.

Doğru kullanıldığında öğrenmenin güçlü bir destekleyicisidir.

Yanlış kullanıldığında ise düşünme sürecini yüzeyselleştirebilir.

Özellikle son yıllarda yayımlanan araştırmalar, üretken yapay zekânın eleştirel düşünme üzerindeki etkisinin tamamen kullanım biçimine bağlı olduğunu göstermektedir.

Araştırmaların ortak önerisi oldukça nettir:

Yapay zekâ cevabı veren araç olmamalıdır.

Daha iyi sorular sorduran araç olmalıdır.

İşte bu nedenle geleceğin eğitim sistemleri de değişmek zorunda kalacaktır.

Bilgiyi ezberleyen bireylerden çok, bilgiyi sorgulayabilen bireylere ihtiyaç duyacağız.

Çünkü bilgi artık herkeste var.

Farkı oluşturacak olan şey muhakeme becerisi olacak.

💡Birey Olarak Ne Yapabiliriz?

Sonuç

Bizce bugün yapay zekâ hakkında yaptığımız tartışmaların önemli bir bölümü yanlış sorular etrafında şekilleniyor.

Yapay zekâ bizi aptallaştırıyor mu?

Yapay zekâ elimizden işlerimizi alacak mı?

Bunlar elbette önemli sorular.

Ancak bize göre daha önemli bir soru var.

Yapay zekâ, düşünme alışkanlıklarımızı nasıl değiştiriyor?

Çünkü geleceğin rekabet avantajı bilgiye sahip olmak olmayacak.

Bilgiyi yorumlayabilmek olacak.

Yapay zekâ bunu bizim yerimize yapmayacak.

Ama doğru kullanılırsa bunu çok daha iyi yapabilmemize yardımcı olacak.

Belki de korkmamız gereken şey yapay zekâ değildir.

Hiç düşünmeden yapay zekâ kullanmaya başlamamızdır.

Teknoloji geliştikçe insan olmanın değeri azalmaz.

Aksine, eleştirel düşünme her zamankinden daha kıymetli hâle gelir.

📌Bugün Eve Dönerken Aklınızda Kalsın:)

💭Düşünmeye Değer Bir Soru

Bugün ChatGPT’yi gerçekten öğrenmek için mi kullanıyorsunuz?

Yoksa yalnızca daha az düşünmek için mi?

✍️Kişisel Not

Yapay zekâ zihnimizin rakibi değildir.

Onu nasıl kullandığımıza bağlı olarak ya en güçlü öğretmenimiz ya da en büyük koltuğu değneğimiz olacaktır.

Siz ne dersiniz?

Değerli yorumlarınızı bekliyorum.

Bir sonraki yazımda tekrar görüşmek üzere, selam ve sevgilerimle…

Kaynakça

Exit mobile version